işü
Son yayınlanan yazılar
print this page
Son yazılar
saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saglik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ceviz Yagı İle Saglıklı Kalın

Ceviz ağacının meyvesi olan cevizden edilen yağdır. Kozmetik ve sağlık için kullanılan ceviz yağını elde etmek için sıcak ve soğuk pres yöntemiyle cevizden yağ elde edilir. Ceviz meyvesinin yüzde 70 i yağdır. Pres yöntemi dışında yavaş yavaş kavurarak da yağ çıkartılır ancak bu yöntemle çok fazla yağ elde edilemez bundan dolayı en iyi yöntem pres sistemidir. Raf ömrünün kısa olması sebebiyle çok fazla kullanılmamasının yanı sıra kozmetik de çok fazla kullanılmaktadır.

Ceviz Yağı Kullanım Alanları;
  • Kozmetik amaçlı; gözaltı kırışıklıkları ve göz çevresi koyu halkalar için, saç bakımında, kirpik ve kaş güçlendirmek için, cilt lekelerini gidermek için kullanılır. Bunun yanı sıra güneş kremi olarak kullanılır, cildi nemlendirmek için kullanılır. Kozmetik sektöründe bolca tercih edilen bir yağ olan ceviz yağı ile sağlıklı kalın.
  • Zayıflamak için; iştah kapatma özelliği olan ceviz yağı zayıflamak isteyenlerin tercih nedenleri arasında olmak zorunda. Salata ve et soslarında kullanacağınız yağ baskın özelliği nedeniyle çok az kullanılması tavsiye edilir.
  • Sağlık için; özellikle omega 3 açısından zengin olan ceviz yağı vücut gelişimini artırdığı için özellikle gelişme çocuklar için kullanılması tavsiye edilir. Mantar, parazit gibi hastalıkları önler sedef hastalığında tedavi amaçlı rol oynar. İntihap, romatizma gibi hastalıkları önlediği görülmüştür. Özellikle hormon seviyesini dengede tuttuğu saptanmıştır. İçeriğindeki omega 3 ve omega 6 sayesinde yaşlılık etkilerini en alta indirdiği için ceviz yağı ile sağlıklı kalınmak mümkün. Kan damarlarını açıcı özelliği ile kalp rahatsızlığı olan hastalara tavsiye edilir ceviz yağıyla kalp krizini geçirme riski en aza indirilmiş olur. B1, b2, b3 vitaminleri sayesinde cilt yüzeyinde daha çok elastikiyet katarak cildin daha esnek ve pürüzsüz olmasını sağlar böylelikle daha genç ve güzel bir cilde sahip olmanızı sağlar. Nasırlara kompres olarak kullanılır ve nasırların geçmesinde tedavi amaçlı kullanılır. Yıpranmış cilt yapısını onardığı ve yaraların iyileşmesinde harici kullanılır.

Etkisi kanıtlanmamış olmasının yanı sıra içerisinde bulunan A,C,E VE B vitaminleri sayesinde sağlıklı cinsel bir yaşam için oldukça iyi etkileri olduğu söylenmektedir. Başlı başına hipertansiyona iyi geldiği çözüm olmasa da kan basıncını düşürdüğü için hastalarda rahatlatıcı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Ceviz yağı ile sağlıklı kalın güzel, canlı bir cilde ve sağlıklı kaşlar, kirpikler, saçlara sahip olmanız mümkün.


    Ceviz Yağı Nasıl Kullanılır.
    • Masaj yağı olarak kullanılan ceviz yağı cilt lekelerine masaj yapılarak sürülürse cilt lekelerini giderir.
    • Yaralara haricen sürülen ceviz yağı ile sağlıklı kalın ve ceviz yağı daha sağlıklı cilde sahip olun.
    • Yemeklere sos ve yağ olarak kullanarak tansiyon ve diğer çeşitli rahatsızlıklara iyi gelir.
    • Kozmetik sektöründe kullanılan ceviz yağıyla saç kirpik ve kaş bakımında kullanılır.
    0 yorum

    B6 Vitamini Nerelerde Bulunur?




    Her vitaminin insan vücuduna belirli bir oranda girmelidir. Doğada bulunan her maddenin insan sağğı açısından büyük bir önemi vardır. Bu nedenle diyet yapılırken hiçbir besinin beslenme programından dışlanmaması gerekmektedir. Sağlıklı bir biçimde kilo vermek isteyen bireyler öncelikle bazı tahliller yaptırmak zorundadır. Gerek kan değerlerine gerek de diğer vücut fonksiyonlarına bakarak genel sağlık durumları hakkında bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Bu bilgiler olmadan diyet yapmak çok yanlışyollara götürebilir. Bunun dışında hızlı yağ yakma özelliği altında satılan haplardan da kesinlikle uzak durulması gerekmektedir. Bu hapların insan sağğını çok olumsuz bir yönde etkilediği bütün uzmanlar tarafından bilinmektedir. Kilo vermek isteyen bireylerin öncelikle dengeli beslenmeyi öğrenmeleri gerekmektedir. Dengeli beslenmenin en önemli ipuçlarından bir tanesi B6 vitaminini gerektiği oranda tüketmekle olmaktadır. B6 vitamini nerelerde bulunur sorusu tam da bu nedenle çok büyük bir öneme sahiptir. 

    Hastalıklardan Korunmak İçin En İyi Silah 

    Bünyeniz zayıf ise ve çok kolay bir biçimde hastalık kapıyorsanız B6 vitamini açısından bazı yoksunluklar içerisinde olabilirsiniz. Bağışıklık sistemini güçlendiren bir numaralı kaynak olan B6 vitamini alımını durdurursanız hastalıklara yakalanma oranınız yüzde yüz oranında artış gösterebilir. İnsan vücudu çok hassas bir mekanizmadır. Bu hassas mekanizmanın iyi bir biçimde çalışması için besinler ile desteklenmesi gerekmektedir. B6 vitamini nerelerde bulunursorusunun yanıtını bilmek içte tam da bu nedenle çok büyük bir öneme sahiptir. Kilo kontrolü yapmak isteyen kilolu bireyler beslenmelerinden kesinlikle B6 vitaminini çıkartmamalılardır.  Bağışıklık sistemi insan sağğı için en önemli parçalardan bir tanesidir. Eğer bu bağışıklık sistemi yorgun düşer ve gerekli korumayı sağlayamazsa günlük hayat insanlar için çok zor bir hal alabilir. Bunların yaşanmamsı için sağlıklı diyet listesi programları ile beslenmenizi düzenlemeniz gerekmektedir. Bir sağlıklı diyet listesi içerisinde bütün besin öğelerinden bir parça bulunması gerekmektedir. Eğer bazı besinleri almayı tam manası ile bırakırsanız vücudunuz güçsüz düşecektir ve hastalıklara açık hale geleceksiniz. 

    B6 Vitamininin Faydaları Nelerdir?

    Her vitaminin olduğu gibi B6 vitaminin de vücuda çok büyük bir katkısı bulunmaktadır. B6 vitaminin faydalarından bazıları şu şekilde sıralanmaktadır;
       Düzenli sindirim sistemine kavuşmak
       Böbrek sağğını yeniden kazanmak
       Hücrelere enerji sağlanması
       Kan hücrelerinin sayısının artması
       Anemi ile mücadele 

    B6 Vitamini Hangi Besinlerde Bulunur?

    B6 vitaminini bolca bulunduğu besinleri tüketmek bireyler için çok önemlidir. B6 vitamini nerelerde bulunur sorusunun cevabı şu şekilde verilmelidir;
       Ayçekirdeği
       Fıstık
       Balık
       Hindi
       Kuru meyve
       Biftek
       Avakado
       Ispanak
       Muz
    Bu besinler belirli bir sınır içerisinde tüketilirse insan sağğı açısından büyük yararları içerisinde barındıracaktır. Fazla tüketim durumunda ise bazı sorunlar ortaya çıkabilir bu nedenle bütün besinleri az ve öz olarak yemelisiniz.


    0 yorum

    Dr. Öz’den sok elma suyu uyarısı

    Dünyaca ünlü Türk doktor Mehmet Öz, TV programında,Piyasadaki elma sularında korkutucu derecede arsenik var. Çocuklarınız kansere yakalansın istemiyorsanız elma suyu içirmeyin” açıklamasıyla şok etkisi yarattı Öz, piyasadan satın aldığı 36 farklı elma suyunu New Jersey’de bir laboratuvarda test ettirdiğini ve 10’unda kabul edilemez seviyede arsenik maddesi bulunduğunu anlattı. “Başka ülkeler arseniği böcek ilaçlarında kullanıyor, kanserojen olan bu madde bizim meyve sularımızda var” diyen Öz, “Bir doktor ve 4 çocuk babası bir kişi olarak çocuklarımıza içirdiğimiz meyve sularında arsenik olduğunu görmek beni kaygılandırıyor. Arsenik, gıda ürünlerinde olmaması gereken bir toksiktir” diye konuştu.

    Programın ardından Amerika’da elma suyu satışları tepetaklak oldu, meyve suyu
    üreticileri Dr. Öz’ü topa tuttu. Daha önce de ‘Afrika Mangosu hapı’ konusunda
    Dr. Öz ile karşı karşıya gelen Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA), “Doktor Öz
    ornaik arsenik ile inorganik arsenik arasında ayrım yapmamış. Oysa ki kanserojen
    olan inorganik arseniktir. Mehmet Öz’ün meyve suyu seçtiği raflardan bir de
    ürünleri aldık ve test ettik. Hiçbiri belirtilen sınırların üzerinde çıkmadı. Dr
    Öz’ün yaptığı büyük bir sorumsuzluktur. Aileleri yok yere korkutuyor” diye
    açıklama yaptı.

    ABD’deki ikinci büyük sağlık otoritesi olan Salgın Hastalık Önleme Merkezi (CDC) eski başkanı da yaptığı açıklamada, “Mehmet Öz’ün yaptığı ortada hiçbir şey yokken bir sinemada ayağa kalkıp ‘Yangın var, kaçın!’ diye bağırmak. İnsanları boş yere paniğe sürüklüyor” dedi. Bunun üzerine Mehmet Öz, programının yayın gününü beklemeden NBC televizyonuna çıkarak, “Ben kısa vadeli sorunlardan bahsetmiyorum. Şimdi arsenikli elma suyu tüketen çocuklarımızın başına önümüzdeki yıllarda gelebileceklerden endişe ediyorum” dedi. Dr. Oz şovun yapımcıları Türk doktora sahip çıktı

    0 yorum

    5 günlük tüm vücut yenileme planı

    Vücudunuz bütün enerjisini kaybetmiş gibi mi hissediyorsunuz? 5 günlük planım, sizi en çok rahatsız eden 5 bölgeyi yenileyecek, böylece eski enerjinize kavuşacaksınız. Bitkin mi hissediyorsunuz? Yalnız değilsiniz.Çoğumuz, yaşlandıkça duyularımız, dış görünüşümüz, enerjimiz, cinsel dürtülerimiz ve hatta zihnimiz gibi birçok cepheden aniden saldırıya uğramış gibi hissederiz. Amerika’da, ülke çapında yapılan anketlerden yola çıkarak en çok ihtiyacınız olan 5 yoldan vücudunuzu eski enerjisine kavuşturacak 5 günlük bir plan hazırladım.

    1. GÜN: Duyularınızı geliştirin

    Dokunma duyunuzu geliştirin
    Elinizdeki dokunma duyusunu test etmek için kollarınızı aşağı doğru tutun ve el bileklerinizi birbirine bastırarak 10 saniye tutun. Başparmak, işaret parmağı ya da orta parmağınızda uyuşma veya karıncalanma hissederseniz bu sinir sıkışması olduğu anlamına gelir. Sinirlerinizdeki duyuyu korumak ve güçlendirmek için her gün 100 mikrogram B12 vitamini alın. Özellikle vejetaryenler bu eksikliğe daha yatkındırlar. Takviyeyi dilinizin altına yerleştirmeyi deneyebilirsiniz çünkü yutulduğunda birçok kişide emilimi düşüktür.

    Koku alma duyunuzu geliştirin
    Koklama duyunuzu test etmek için bir alkollü mendil kutusu alın ve göbek deliği hizanızda açın. Nefes alın ve kokusunu algılayıp algılayamadığınıza bakın. Sonra mendili burnunuza yaklaştırmaya başlayın ve koklamaya devam edin. Mendilin kokusunu, burnunuzdan 20-30 cm uzaklıkta, aşağı yukarı göğüs hizasındayken alıyorsanız, bu normal. Ancak kokuyu burnunuzdan 12 cm uzaktayken hala algılayamıyorsanız, bu koku alma duyusu kaybı olduğunu gösterir. Koku alma duyunuzda azalma varsa günlük 600 mg alfa lipoik asit kapsülü alarak koku alma sinirini uyarın. Beynin Alzheimer’dan ilk etkilenen bölümlerinden biri, koku alma duyunuzdan sorumlu olan bölgedir.

    Tat alma duyunuzu geliştirin
    Tat alma duyunuzu test etmek için 1 gram çinko sülfatla (vitamin satılan mağazalarda bulabilirsiniz) 1 litre saf suyu karıştırın. Ağzınızda çalkalayın ve yutmadan önce 10 saniye ağzınızda tutun. Metalik bir tat almıyorsanız bu bir sorun olduğunu gösterir. Tat alma duyusu eksikliği yaşıyorsanız günde 15 mg çinko takviyesi alın. 2-3 haftada tat alma duyunuz geri gelmelidir. Gelmezse, doktorunuza danışın.
    2. GÜN: Cildinizi canlandırın
    Cildiniz yaşlandıkça sadece kırışıklıklar belirmez, aynı zamanda gençlikten gelen taze ve canlı görüntünün yerini matlık ve kuruluk alır. Birlikte kullanıldığında, tarçın ve Hint cevizi (küçük Hindistan cevizi) ince çizgileri yumuşatabilir ve cildinizin parlamasına yardımcı olabilir. Hint cevizi, melanosit denilen pigment hücrelerini etkisiz hale getirerek yaşlılık lekelerini azaltır. Tarçın ise ince çizgileri ve küçük kırışıklıkları doldurarak cildi dolgunlaştırmaya yardımcı olur.

    Hint cevizi ve tarçından yüz ve vücut şampuanı
    Bu düşük maliyetli ve cildi tazeleyici şampuanı hazırlamak için 6 çay kaşığı toz tarçın ve Hint cevizini kahve makinenizin filtresinden geçirin. Karışımı doğrudan ılık suyla dolu küvete dökün ve içine girin. Yüz veya vücut kürü olarak kullanmak içinse her gün, karışım soğuduktan sonra 10 dakika cildinizde bekletebilirsiniz.
    3. GÜN: Cinsel yaşamınızı harekete geçirin
    Cinsel dürtülerin azalması, özellikle günün sonunda moda girmek için fazla yorgun olan kadınların ortak şikayetidir. Cinsel yaşamınızı hareketlendirmek için afrodizyak etkisi göstererek sizi ateşlendirebilen ama aynı zamanda da ateşinizi söndürebilen yiyecekleri keşfetmelisiniz.

    Cinsel yaşamınızı olumsuz etkileyen yiyecekler
    Soya fasulyesi: Edamame denilen haşlanmış ve tuzlanmış taze soya fasulyesi gibi soya yemekleri, testosteron ve östrojen arasındaki dengeyi bozan fito östrojen içerir. Günde 25 gramdan fazla soya tüketimi önerilmiyor.
    - 2 fincan soya fasulyesi = 25 gram izoflavon
    - 12 fincan soya sütü = 25 gram izoflavon

    Kahve: Fazla kahve tüketimi, kortizol gibi stres hormonlarını aniden artırarak sizi ‘savaş ya da kaç’ moduna sokar ve rahatlamayı zorlaştırarak libidonuzu düşürür. Partnerinizle samimileşmeden önce kahve tüketmeyin. Kahve libidoyu düşürse de, koruyucu ve hastalıklarla savaşıcı bazı özellikleri vardır.

    Lahana turşusu: 70 gram lahana turşusu neredeyse 1000 mg tuz içerir ve bu oran günlük tavsiye edilen miktarın yüzde 40’ına tekabül eder. Aşırı tuz tüketimi, hipertansiyona neden olarak damarları daraltır ve libidoyu düşürür. Lahana turşusu yemeden önce suyla durulayarak fazla tuzun atılmasını sağlayın.
    Cinsel yaşamınızı olumlu etkileyen yiyecekler

    Armut: Bu meyve, seks hormonlarının oluşumunu harekete geçiren bir mineral olan bor içerir.
    Karpuz: Sitrülin amino asidi bakımından zengin olan karpuz genital bölgelere kan akışını artırır.
    Sarımsak: Bu keskin otsu bitki, cinsel organlara kan akışını hızlandıran alisin amino asidi içerir.
    4. GÜN: Hareketlerinizi kolaylaştırın
    Yaşınız ilerledikçe eklemlerinizdeki kıkırdak ve kayganlık azalır ve sürtünme artar. Bu da, enflamasyona neden olarak yalnızca ağrı ve huzursuzluk hissini alevlendirmekle kalmaz aynı zamanda hasara da neden olabilir. Bunun meydana geldiği yer genellikle dizlerinizdir.

    1. Rahatlatın
    Eklem ağrısını hafifletmek için sızlayan yere dağ tütünü (arnika) içeren jel sürün. Sonra, eklemin etrafını elastik bir bandajla, ekleme esneklik kazandırması için çapraz hareketlerle (8 rakamı çizer gibi) sarın. Çok sıkı sarmamaya dikkat edin. Bu uygulama enflamasyonu azaltır ve kol, omuz, ayak gibi vücudun her kısmına uygulanabilir.

    2. Sağlamlaştırın
    Merdiven egzersizi
    Problemli dizdeki kasları sağlamlaştırmak için bu basamak egzersizini uygulayın. Problemli olan bacakla merdivene adım atın. Yavaşça geri gidin ve topuğunuzu hafifçe vurun. Tekrarlayın. 3 dakika boyunca devam edin. Çömelme egzersizi Dizlerinizi kuvvetlendirmenin bir başka yolu... Bir bacağınızı yukarı ve dışarı doğru kaldırın. Diğer bacak üzerine çömelin. Bu hareket dizlerinizi kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

    5. GÜN: Hafızanızı kuvvetlendirin
    Beyninizi canlandırmak için bu yiyecekleri deneyin.

    - Kırmızı soğan, sağlıklı beyin fonksiyonlarına katkıda bulunan bir fito kimyasal olan kersetin içerir.
    - Patlıcan, beyin hücre zarlarındaki lipid ve yağları koruyan nasunin denilen antioksidan madde içerir.
    - Biberiye, Alzheimer hastalığını önleyen sinir koruyucu özelliklere sahip karnozik asit içerir.
    - Ispanak, Alzheimer’a karşı koruyan besin maddesi; folik asit bakımından zengindir.
    - Tam tahıllı makarna, hafızayı kuvvetlendiren bir B vitamini olan tiamin bakımından oldukça zengindir.
    - Yer fıstığı, genel beyin fonksiyonlarına destek olan bir diğer B vitamini olan kolin içerir.

    Sürekli olarak az uyumanın sağlığa zararları nelerdir?
    Başlıca bazı istisnalar dışında uyku, sekse pek benzemez. İple çektiğiniz ve zamanı geldiğinde harika hissetmenize neden olan bir şey olduğu doğru. En önemlisi de şu ki, uyku, patronunuza benzer. Rahatsız edilmediğinde daha makbul olur. Yetersiz uyku dikkat dağınıklığına, daha yorgun olmanıza, daha çok yemenize neden olur ve kaza risklerini artırır.
    Ayrıca, yorgun olmak kendinizi yaşlandıran seçimler yapma riskinizi artırır (yorgun olduğunuzda somon füme hazırlamaktansa duble çizburger söylemek daha kolayınıza gelir).
    Eğer uyku apnesi sorununuz varsa, 8 saat uyumak bile yetmeyebilir çünkü uyku ne kadar çok bölünürse ihtiyacınız olan yenileyici REM uykusu ve yavaş dalga uykusunu yeteri kadar alamazsınız.

    Uyku hapları, TV bağımlısı nöronları durdurarak kısa vadede işe yaradığı için iyi bir fikir gibi görünse de bağımlılık yapıcı özelliği olduğu için uzun vadede zararlı etkileri görülebilir.
    Yoğurdun bağışıklık sisteminize faydası nedir?
    Pastörize edilmemiş yoğurt, sütün yoğurda dönüşmesini sağlayan laktobasil isimli sağlıklı bakteriler içerir. Aynı zamanda mantar kaynaklı enfeksiyonlarla savaşması da yoğurdun faydalarından bir diğeri. Vücudunuzda gelişmemesi gereken mantarın büyümesini engeller. Eğer yoğurt sevmiyorsanız, laktobasili kapsül olarak tüketebilirsiniz. Günde iki kere 20 miligram alınabilir
    Kaynak: Posta.com

    0 yorum

    Demir eksikliğini önemseyin

    Kansızlık, kandaki alyuvar veya alyuvarlara renk kazandıran hemoglobin sayısındaki azalmadır ve en çok demir eksikliği olarak Kansızlık, kandaki alyuvar veya alyuvarlara renk kazandıran hemoglobin
    sayısındaki azalmadır ve en çok demir eksikliği olarak karşımıza çıkar.
    Ülkemizde en fazla genç kadınlarda ve çocuklarda görülmektedir ve diğer hastalıklarla
    karıştırılmasından dolayı genellikle göz ardı edilir.

    Demir, hemoglobinin
    üretilmesinde gereklidir ve besinlerle yeterli miktarda demir alınmazsa bu
    hastalığın oluşmasına da zemin hazırlanır. Hemoglobin miktarı erkeklerde 13
    g/dL, kadınlarda 12 g/dL , 6 ay ile 6 yaş arası çocuklarda 11 g/dL nin, 6-14 yaşlarda 12 g/dL nin altındaysa
    kişi anemik kabul edilir.

    Yetersiz ve dengesiz beslenmenin yanı sıra
    kişide iç kanama varsa ki genelde karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları, kanser
    gibi ciddi hastalıklarda görülür, demir eksikliğinin nedeni
    olabilir.

    Belirtileri nelerdir?

    Halsizlik,
    yorgunluk, soluk bir cilt, sinirlilik, uykusuzluk , konsantrasyon sorunu, saç
    dökülmesi, tırnaklarda incelme görülebilir. Dünya nüfusunun % 30’unda görülen
    demir eksikliği ileri derecelerde elde ve ayakta karıncalanma, depresyon,
    çarpıntı, kulak çınlaması gibi yakınmalara neden olur. Diyetisyen Özlem Sert
    Aydın



    Özellikle kış aylarında el ve ayaklarda üşüme ile kendini gösterir.
    Bu tip şikayeti olanlar en yakın bir zamanda hematoloğa başvurmalıdırlar.
    Yapılacak testlerle kansızlığın nedeni tespit edilecektir.

    Eğer kansızlık
    demir eksikliğinden oluşuyorsa; ağız kenarlarında ve dilde yaralar, tırnaklarda
    çatlaklar, toprak, buz ve kirece karşı istek olabilir. Folik asit eksikliğinden
    kaynaklı ise; depresyon, ishal, şiş bir dil olabilir. B-12 vitamini
    eksikliğinden oluşuyorsa; kilo kaybı, depresyon, hafif renk körlüğü, duyu kaybı,
    kararmış bir cilt olabilir.

    Tedavisi
    Tedavide
    öncelikle kansızlığa sebep olan unsurları öğrenmek gerekir. Fazla adet kanaması
    veya hemoroid kanaması varsa tedavi edilmelidir.

    Beslenmeye bağlı olan bir durumsa;
    *Kırmızı et, karaciğer,
    balık, yumurta sarısı, kurubaklagiller, kuru üzüm, kuru incir, yeşil yapraklı
    sebzeler, ayçekirdeği, fıstık, ceviz, badem, soya fasülyesi demirden zengin yiyecekler uygun miktarda ve
    sıklıkta tüketilmelidir.

    *C vitamini yiyeceklerdeki demirin emilimini
    arttırır. Bu nedenle öğünlerde ana yemeklerin yanında domates, maydanoz, sivri
    biber, marul içeren limonlu salatanın muhakkak tüketilmesi
    gerekir.

    *Demir emilimini azaltan besinler; çay, kahve, kola, sigara,
    alkol, kepekli ekmektir. Kişide demir eksikliği varsa fazla tüketilmemesinde
    fayda vardır.

    *Yemekten en az yarım saat sonra çay veya kahve tüketmeniz,
    yediğiniz yiyeceklerdeki demiri daha fazla kullanabilmeniz anlamına
    gelmektedir.

    *Sebzelerin haşlama suyunun atılması da demir eksikliğine
    neden olur, mümkün olduğunca az suda veya düdüklü tencerede pişirilmesinde fayda
    vardır.

    Diyetisyen Özlem Sert Aydın
    www.ozlemsert.com


    0 yorum

    226 Bitkisel Ürünün Satısı Yasaklandı

    Bakanlık 266 bitkinin ürünlerde kullanımını yan etkilerinden dolayı yasakladı. Bundan böyle sarı kantaron, yüksük otu satan aktarlar kapatılacak. Zayıflattığı iddia edilen bitkisel ürünlerden ölümlerin artması üzerine Sağlık Bakanlığı aktar ve baharatçıları takibe aldı. Bakanlık bundan böyle ilaç gibi etki gösterdiği belirtilen ürünlerin sağlık beyanlarını araştırıp, bunların bilimsel bir dayanağı olup olmadığını inceleyecek.

    Eğer hastalıkları önlediği veya iyileştirdiği yönünde bir ifade kullanılmışsa bu ürün hakkında işlem yapılacak. Yapılan araştırmada şimdiye kadar bine yakın bitkisel ürün incelendi. 266 bitkiden yapılan ürünlerin yan etkileri belirlenerek bu ürünlerin kullanımı tamamen yasakladı. Araştırmada 125 bitkinin toz edilmiş kısımları ve ekstreleri de incelendi. 43 mantar ekstresinin gıda takviyelerinde yer alamayacağına karar verildi.

    CİNSEL UYARICI ETKİSİ
    Bakanlık yetkilileri “Ürünler tek tek incelendi. İçeriklerinde cinsel uyarıcılar, zayıflatma amacıyla üretilmiş sağlıksız ilaç molekülleri gibi kimyasallar saptandı. Aktar ve baharatçılarda satılan bu ürünlerin incelenmesi devam edecek” dedi.

    İNTERNETTE SATIŞ YASAĞI
    Zayıflattığı iddia edilen bu ürünlerin satışı ile RTÜK, Ticaret Bakanlığı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile ortak çalışmalar yapıldı. Sağlık Bakanlığı, bu ürünlerin satıldığı web sayfalarını artık güvenli internet portalı içerisinde tanımlatacak. Böylelikle bu sitelere ulaşım engellenecek.

    Kurala uymayan aktarlar kapatılacak
    Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü 14 Ağustos tarihinde aktar ve baharatçılarla ilgili bir genelge yayınlayarak 81 il valiliğine gönderdi. Genelgeye göre satışı yasaklı ürünlü satan aktarlara 2 ay süreverilecek. Bu sürede aktar, söz konusu ürünleri satmaya devam ederse ruhsat iptali ve dükkan kapatma cezaları ile karşı karşıya kalacak.

    Satışı yasaklanan bazı bitkiler
    - Ada soğanı
    - Katran ruhu
    - Güzel avrat otu
    - Yüksük otu
    - Tatula yaprağı veçiçeği
    - Balıkotu
    - Ebu cehil karpuzu
    - Sarı kantaron

    0 yorum

    Limon Yagının Faydaları

    Limon salatalarda sos olarak, sağlık açısından bol C vitamini olarak, güzellikte ise cilt dostu olarak karşımıza çıkıyor. Yani limonun kullanılmadığı alan yok gibi.
    Bu yazımda limon yağının cilt bakımı ve sağlık açısından faydalarından limon yağından bahsedeceğim. Selülit ve çatlak özellikle kadınları için çok büyük sorun.
    Selülit şişman ya da zayıf ayırımı yapmaksızın , özellikle ergenlik döneminden itibaren hormonal değişikliklerin etkisiyle her yaş gurubunda ortaya çıkan yağ hücrelerinin deformasyonu ile ilgili estetik bir sorundur.
    Çatlak ise cildin esnekliğini kaybetmesi nedeniyle, cilt yüzeyinde oluşan deformasyondur.

    Selülit ve çatlaklar için en uygun bitkisel bakım ürünü ise limon yağı. Limon yağıyla güzel bir saç bakımı yapmanız da mümkün. Gerekli malzemeler : 2 Adet limonun kabuğu 50 gr beyaz yağlı sabun 750 ml (3 su bardağı) içme suyu 50 ml alkol %30 sulandırılmış 10 gr potasyum karbonatı 7-8 damla limon yağı limonların kabuklarını ince bir şekilde suyun kaynattığınız 250 ml suyun içinde 20 dakika kaynatın.
    Geri kalan 500 ml suyun içine sabunu koyun ve kaynatmadan erimeye bırakın. Sabun eridikten sonra içine potsyum karbonatını ekleyin. Bütün sabun karışımını 25 dak kaynatın. Ve soğumaya bırakın. Haşladığınız limon kabuklarını süzün ve sabun çözeltisine karıştırın.

    Limon yağı ve alkolü karıştırıp elde ettiğiniz çözeltipi sabun çözeltine karıştırın. Bu karışımı şampuan olarak kullanabilirsiniz. Son durulama suyuna da bir miktar limon suyu ve sirke katıp saçlarınızı durulayın.



    SAĞLIK AÇISINDAN LİMON YAĞI

    Tıpkı limon meyve olarak kullanıldığında sağladığı yararlar gibi limon yağı da sağlık açısından son derece yaralı bir yağ. Nezle grip ve soğuk algınlığına karşı kullanılır. Hafızayı güçlendirir.

    Boğaz ağrısı, mide yanması, kan temizlemede, böbrek taşında, idrar sökme zorluğunda, bağ dokusu hastalığında kullanılır.
    Kas kuvvetlendiricidir, mikrop öldürücüdür.
    Vücuttaki istenmeyen yağların atılmasını sağlar. Tonik olarak kullanılır. Cildi güçlendirir, sivilceleri giderir. Yağlı ciltlerde gerdirme ve yağ salgısının dengelenmesinde faydalıdır.
    Böcek ve sinek ısırmalarında, kaşıntı ve şişmeleri önler. Kalp ve damar tıkanıklığında açıcı özelliğe sahiptir. Dişlerin beyazlatılmasında kullanılır.
    Kuvvetli bir antibakteriyeldir. Kullanılışı ve dozu: Günde 3 defa bir çay bardağı suya veya şekere 2-3 damla damlatılarak alınır. Ayrıca cilde masaj yapılarak kullanılır

    0 yorum

    Diyabetliler için 7 harika besin

    Yeni okuduğum bir makalede bahsedilen 7 önemli gıdayı sizlerle paylaşmak ve bakış açınızı biraz değiştirmek istiyorum
    Diyabetliyseniz, vücudun insülin yanıtına yardımcı omega-3 bakımından zengin somonun sizin için çok iyi bir seçenek olduğunu biliyorsunuzdur.
    Yüksek lif içeriğiyle diyabetin sebep olduğu kalp rahatsızlıklarını etkisiz hale getiren brokoli de unutulmamalı. Ancak tabii ki diyabetli diyetinde yer alması gereken besinler sadece somon ve brokoli değil. Diyabet kontrolü için aşağıdaki lezzetli  seçenekleri de deneyebilirsiniz.

    1-Kabak çekirdeği: Yağlı ve şekerli yiyeceklere karşı büyük iştahınız varsa bu duygunuzla baş etmek için lezzetli, sert ve gevrek kabak çekirdeğini deneyin. Demir ve doymamış yağlar içeren kabak çekirdeği, kalbiniz için iyi olmakla birlikte yeterli tatmin ve doygunluğu da sağlar. Tüm ara öğünlerde olduğu gibi önemli nokta, porsiyon kontrolünü sağlamak. İki yemek kaşığı tüketirseniz  5 gr.’dan daha az karbonhidrat almış olursunuz.

    2-Karışık kuruyemiş: Günde yaklaşık 40-50 gr. karışık kuruyemiş tüketmek, diyabetinizi kontrolde etkili. Kanadalı araştırmacılar, 117 diyabetli bireyi (tip-2) üç gruba ayırıp, ilk gruba şekerli kurabiye, ikinci gruba karışık kuruyemiş ve şekerli kurabiye, üçüncü grubaysa sadece karışık kuruyemiş verdi. Üç ayın sonunda, sadece karışık kuruyemiş tüketen grubun kan şekeri seviyesinin daha dengeli olduğu görüldü.

    3-Mercimek: Kuru baklagiller sınıfında yer alan mercimek, kan şekerini kontrol etmekte oldukça etkili. Yüksek lif içeren bu gıda, yavaşça sindirilir. İngiltere’de yapılan bir çalışmaya göre, günde 50 gr. lif (özellikle çözülebilen) tüketen diyabetliler, daha az lif alanlara göre, kan şekerini kontrol etmekte daha başarılı. Mercimek aynı zamanda enerjiyi yükseltir ve duygu durumunu iyileştirir.

    4-Sardalya: Sardalya da somon gibi kalp sağlığı için önemli omega-3 ve protein içerir. Küçük balık olduğu için büyük balıklara oranla cıva seviyesi daha düşük.

    5-Pancar: Lipoik asit bakımından zengin. Aynı zamanda yaşlanmaya karşı vücudu koruyan anti-oksidanlar içerir. Bazı çalışmalar, lipoik asidin diyabetli bireylerin el ve ayaklarında oluşan hissizlikle ağrıya sebep olan sinir hücreleri hasarının iyileşmesine yardımcı olduğunu gösterir. Diğer çalışmalarsa pancarın kan kolesterolünü düşürücü etkisi olabileceğine işaret eder.

    6-Chia tohumu: Ülkemizde yeni yeni tanınmaya başlanan bu besin, organik ürünler satan mağazalarda sıklıkla karşımıza çıkar. Aslen nane familyasından çiçekli bir bitkinin tohumu olan chia, en yüksek omega-3 yağ asitlerini içerir. Omega-3, trigliserid değerlerini düşürüp, HDL (iyi huylu) kolesterolü yükseltir. Lif zengini chia tohumunun aynı zamanda tok tutucu etkisi ve kan şekerini dengeleyici özelliği var.

    7-Soya fasulyesi: Edamame, taze soya fasulyesinin kabuklu halidir ve haşlama olarak iyi bir atıştırmalıktır. Genelde suşi  restoranlarında rastlayabileceğiniz edamame,  tip-2 diyabetliler için harika bir besin. Protein, potasyum, magnezyum, kalsiyum ve omega-3 yağ asitleri içerir. Dondurulmuş olarak büyük marketlerde bulabilir, 3-4 dakika haşlayarak servise hazırlayabilirsiniz.
    Dilara Koçak Yazdı

    0 yorum

    Bagısıklık sisteminizi güçlendirin

    Sonbaharda vücudumuzda metabolik değişimler meydana gelir, özellikle hormonal değişimler ve bağışıklık sisteminde zayıflama bu mevsimde sıklıkla görülür. 
    Bu değişikliklere vücudumuzun uyum sağlaması ve sonbaharda sıklıkla görülen hastalıklara yakalanmamak için birtakım önlemler almakta fayda var.

    *Sonbaharda antioksidan olarak görev yapan, bağışıklık sistemimizi güçlendiren C vitaminine ağırlık verilmesi gerekir. C vitamini, bağ dokularınızı koruyarak vücudumuzda birçok yapının bir arada tutulmasını sağlar, diş etlerini koruyarak kanamayı önler, bitkisel kaynaklı demirin emilimini hızlandırır, soğuk algınlığında antihistaminik etki göstererek belirtileri hafifletir. C vitamini vücudumuzda depo edilmediği için günlük olarak tüketilmesi gerekmektedir ve sadece limon, portakal gibi turunçgillerle değil, özellikle kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz, roka, domateste tüketilmelidir.

    Bir diğer önemli antioksidan A vitaminidir; havuç, ıspanak, kabak, domates, karaciğer, havuç, ıspanak, brokoli, marul, kayısı ve kavunda bulunmaktadır. Kandaki beyaz hücre aktivitesini artırarak kanser tümörleriyle savaşmaya yardım eder.

    *Sonbaharda güne illaki kahvaltı ile başlayın. Kahvaltı hem metabolizmanızı hızlandıracak, hem de kan şekerinizi dengeleyerek kilo artışını önleyecektir. Kahvaltı yapanların gün içerisinde işlerine veya derslerine daha konsantre oldukları bilinmektedir. Bütün besin gruplarını içeren bir kahvaltı, örneğin klasik bir diyetisyen kahvaltısı olarak tahıllı ekmek, peynir, zeytin, domates, sivri biber ve haftada üç kez yumurta ile bağışıklık sisteminizi de güçlendirmiş olacaksınız.


    Omega-3 yağ asitlerinden zengin olan balıkları da haftada en az 2 kez sofralarınızda bulundurmanızda fayda var. Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücrelerin etkilerini azaltmak veya yok etmek için balık tüketmeliyiz, böylelikle bağışıklık sistemimizin güçlenmesiyle kanser riskimizi de minimuma indirmiş olacağız.

    *Protein ve enerji bakımından yetersiz ve kötü beslenme durumlarında da bağışıklık sistemi zayıflamaktadır. Yağ ve kolesterol tüketimi, protein alımı ve diyet lifi de en az aldığımız besinlerin çeşitliliği kadar önemlidir. Kurubaklagiller hem protein, hem lif hem de demir açısından zengindir. Haftada 1-2 kez tüketilmesinde fayda var. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

    *Alkol alışkanlığının bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkiler yaptığı kanıtlanmıştır. Bu nedenle tüketim miktarı önemlidir.

    *Yaşam kaynağımız olan suyun da metabolik sürecin devamında büyük rolü bulunmaktadır. Yenilen yiyeceklerin sindirilmesi, vücuttan atılması, vücut ısı denetimi, hücrelerin organizmadaki hareketleri için günde 2-2,5 lt. su içilmesi gereklidir.

    Diyetisyen Özlem Sert Aydın

    0 yorum

    Omega-3 Vitamini tüketirken dikkat

    İnsan sağlığına olan yararlı etkilerinden dolayı, modern beslenmenin bir parçası olduğunu, koroner kalp hastalıkları, kanser, romatoid aritirid, astım, alzheimer gibi  birçok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde, özellikle bebeklerde görme ve nöral fonksiyonların gelişiminde önemli etkileri olduğu belirtildi.

    ETİKET İLE ÜRÜN FARKLI
    Eczanelerde satılan Omega-3 serisi yağ asitleri içeren kapsül ve şuruplarla ilgili yaptıkları araştırmanın sonuçlarını paylaşan Doç. Dr. Özyurt, örneklerin bazılarında EPA ve DHA oranlarının etiket içeriği ile örtüşmediğini kaydetti.

    Araştırmanın 2011'den bu yana süregeldiğini kaydeden Doç. Dr. Gülsün Özyurt, şunları söyledi:
    "Eczanelerde satılan balık yağı kapsül ve şuruplarından alınan örneklerde ürün üzerinde belirtilen etiket bilgilerinin, yani içerdiği toplam Omega-3, EPA ve DHA oranlarının genel olarak yansıtıldığı belirlenmiştir. Ancak bunların arasında etiketinde belirtilenden daha az seviyede olan ürünlerle de karşılaşılmıştır.

    Balık yağları bitkisel yağlardan farklı bir karakteristiğe sahiptir.
    Uzun zincirli yağ asitleri pek çok bitkisel yağda nadiren yüzde 5 civarında ve genellikle de daha az düzeylerde bulunur. Yapılan bu araştırmada bir kapsülde yüzde 40 civarında linolenik asit bulunurken, yüzde 4 EPA ve yüzde 2 civarında DHA olduğu saptanmıştır. Bu durumda üründe az balık yağı olduğu ve hiç içermediği söylenebilir. Ancak üretici firma ürün üzerinde hiçbir şekilde balık yağı içerir ve benzeri bir ifade kullanmamıştır.
    Ürünün isim benzerliği, aynı ürün portföyü içerisinde satışa sunumu veya eczanedeki görevlilerin yanlış yönlendirmesi sonucu pek çok tüketici bu tip ürünleri gerçek balık yağı farz ederek satın almaktadır. Gerçekte satılan bu ürünlerdeki düşük fiyat farkı da içeriğini yansıtmaktadır."

    'SAĞLIK YARARI BEKLERKEN ZARAR GÖRMEYELİM!'

    Yüksek doymamışlık derecelerinden dolayı bağlık yağlarının acılaşmaya (oksidasyon) karşı çok hassas olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özyurt, üreticilerin genellikle yağın hazırlanması ve depolanması sürecinde bu sorunla karşılaşmamak için oksitlenmeyi engelleyen maddeler kullandığını, bunun de balık yağlarının yararlı etkilerini azalttığını dile getirdi. Doç. Dr. Özyurt, şunları kaydetti:

    "Oksitlenmeyi önleyici maddeler, balık yağının ağır kokusu, jelatin kaplama ve tatlandırıcı kullanılması nedeniyle tüketiciler tarafından fark edilmeyebilir. Serbest yağ asitleri, peroksit, anisidin ve totox değeri gibi testler yağların kimyasal kalitelerini belirlemede sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Tüketime sunulan balık yağlarının anisidin değerinin 20'nin totox değerinin ise 26'nın atında olması gerekmektedir.Bu açıdan yaptığımız araştırmada da piyasada satılan bazı balık yağı kapsül ve şuruplarının anisidin ve totox değerinin sırasıyla kapsüllerde 5-9 ile 7-17, şuruplarda ise 21-26 ile 35-38 arasında olduğu bulunmuştur.
    Bu sonuçlara göre araştırmada değerlendirilen balık yağı kapsülleri kabul edilebilir sınırlar içerisindeyken, balık yağı şuruplarının limitleri aştığı görülmektedir.
    Oksidize ürünlerin balık yağlarının yararlı etkisini azaltmasına karşı ilgili otoritelerin düzenli denetlemeler yapması ve tüketicilerin özellikle bu ürünlerin son kullanım tarihlerine dikkat etmeleri gerekmektedir."

    0 yorum

    Strese dogal çözümler

    En basit şekilde uyku düzensizliği ile başlayan sorunlar önlem alınmadığı takdirde anksiyete ve depresyona kadar gelişebilmektedir.
    Çeşitli derecelerde stres sorunlarının tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yaratması ve çeşitli yan etkilerine karşılık, bitkiler güvenilir ve etkin çözümler sağlayabilmektedir.

    Günümüzde her iki insandan birinin uyku sorunlarından şikâyetçi olduğu bildiriliyor.  Anksiyete ise özellikle gelişmiş toplumlarda ve büyük şehirlerde daha sık olarak karşılaşılan ve her beş insandan birinde görülebilen bir durum.

    Gerek uykusuzluk ve gerekse anksiyete sorunlarında pasiflora (Passiflora incarnata), kediotu (Valerina officinalis), melisa (Melissa officinalis), papatya (Matricaria recutita) ilk akla gelen bitkisel çözümler olarak biliniyor.
    Pasiflora çiçekleri güvenilir bir yatıştırıcı olarak sadece uyku ve anksiyete şikâyetlerinin tedavisinde değil, hastaların rahatlaması amacıyla madde ve alkol bağımlılarında yoksulluk şikâyetleri, astım ve histeri krizlerinde, menopoz şikâyetleri, yüksek tansiyon, kalp ritm bozuklukları gibi durumlarda da tedavi protokolleri içerisinde yer almaktadır.

    Valerian ya da kediotu kökü hafiften orta dereceye kadar uykusuzluk sorunları ve anksiyete belirtilerinin tedavisinde yüzlerce yıldır başarı ile uygulanmaktadır. Özellikle gün içerisinde bile uygulandığında kişinin motor aktivitelerinde olumsuz etkileri bulunmaması önemli bir avantaj olarak görülmektedir.
    Ancak köklerin hoş olmayan kokusu nedeniyle tek başına kullanılması tercih edilmemekte, diğer yatıştırıcı etkili bitkiler ile birlikte uygulanması önerilmektedir. Bu bakımdan güzel limonumsu aroması ile son derece güvenilir bir yatıştırıcı olan melisa (oğulotu) yaprakları ile karıştırılarak çay halinde verilmesi uygun olacaktır.


    Diğer taraftan, piyasada melisa yerine –maalesef- limon otu (Aloysia triphylla) yaprakları pazarlandığından beklenen yararın sağlanabilmesi mümkün olamamaktadır. Bu bakımdan bitkisel ürünlerin güvenilir kaynaklardan satın alınması son derece önemlidir. Böyle bir karışımın içerisine gerçek papatya çiçeklerinin ilave edilmesi papatyanın hafif yatıştırıcı etkisinin yanı sıra spazmları çözücü ve yangı giderici özellikleri ile kişinin günün stresinden kurtulması ve rahatlamasını sağlayacaktır.  Diğer taraftan, gerçek papatya çiçeklerinin temin edilmesi de son derece önemlidir. Papatya çiçeklerine benzeyen bazı bitkilerin çiçeklerinin kullanılması ile zehirlenme vakaları (karaciğer büyümesi, karında şişme, karaciğer enzim değerlerinde bozulma) görülebilmektedir.

    Kişilerin uykusuzluk sorunlarının tedavisinde yukarıda bahsedilen bitkilerin karışım halde çay halinde uygulanması yararlı olmaktadır. Burada önemli olan sorunun derecesine göre miktarın ayarlanabilmesidir.
    Hafif şikâyetlerde akşam yatmadan 30 dakika önce içilecek çay etkili olabilirken, daha ağır vakalarda çayın miktarının artırılması gerekir.  Mesela, akşam yemeğinden sonra ve yatmadan 30 dakika önce birer bardak içilmesi, ya da daha ciddi durumlarda ikişer bardak içilmesi yararlı olabilmektedir. Beklenen yararın sağlanabilmesi için unutulmaması gereken husus kullanılan bitki materyalinin doğru, etkin ve kaliteli olmasıdır.

    Prof.Dr. Erdem YEŞİLADA

    0 yorum

    Mutlu Olmak İçin Meditasyon

    Mutlu olmak, acı ve üzüntüden uzaklaşmak için bir takım seçimler yaparız. Bir ilişkiden diğer bir ilişkiye, bir işten diğerine, bir şehirden diğerine gider, bizi eğlendireceğini düşündüğümüz elektronik aletlere para harcar, sevdiğimiz televizyon dizilerini takip eder, doğada zaman geçirir, sağlıklı beslenmeye önem verir, bize iyi geleceğine inandığımız spiritüel teknikleri deneyimleyerek mutlu olmanın yollarını ararız.

    Mutlu olmayı istemenin yanlış bir tarafı yoktur. Ancak yaptığımız seçimler başta bizi mutlu etse de bir süre sonra mutluluk hissi yok olabilmektedir. Örneğin çikolatayı çok sevsek de bir kilo çikolatayı bir oturuşta yedikten sonra biri çikolata ikram etse çikolatayı yemeğe başladığımızdaki mutluluğu hissetmeyiz.  Bu ve benzeri örnekler bize mutluluğun duruma göre değişebileceğini göstermektedir.  Mutluluk duruma göre değişmemelidir, kalıcı olmalıdır.  

    Peki, kalıcı mutluluk mümkün olabilir mi?
    Bence bu sorunun yanıtı “ Evet” tir. Kalıcı mutluluğun anahtarı zihnimizin içindedir. Düşünceler, duygular, algılar, hatıralar hepsi zihnimizi oluşturur.  Zihnimizdeki düşünceler ne kadar net ve açık ise bir o kadar da sakin ve rahat hissederiz kendimizi. Zihni net olarak deneyimlememizi sağlayacak tek şey ise meditasyon yapmaktır.Meditasyon “aşina olma”, "tanıdık olma" şeklinde tanımlanabilir. Birisi bize karşı saygısızca ve hak etmediğimiz bir şekilde davrandığında çok üzülür hatta öfkelenebiliriz değil mi? Aslında üzgün ve öfkeli olmamızın sebebi negatif davranış ve duygulara aşina olmaktan kaynaklanmaktadır. Meditasyon yaparak negatif yerine daha fazla pozitife aşina olmayı, pozitifi kolay ve doğal bir şekilde hayatımıza almayı öğrenerek bize karşı saygısızca davranan kişi karşısında daha sakin ve sabırlı olmayı ve daha fazla sevgi ve şefkatte kalmayı başarabiliriz. Meditasyonla en zorlu ve acı dolu deneyimlerde dahi nasıl mutlu olunabileceği keşfedip günün birinde kendimizi tatminsizlik, öfke, endişeden tamamen arınmış olarak bulabiliriz.

    0 yorum

    Bir Jinekoloğa En Son Ne Zaman Gittiniz

    Bir yıldan fazla oldu galiba..belki de çok daha fazla.. ama şimdi randevu al, işi gücü bırak, çalışıyorsan patrondan izin al, trafiğe katlan, bir sürü tetkik de istenirse ek masraflar, filan...hem zaten şu anda hiçbir şikayetim yok ki.."

    Aman böyle demeyin sakın..sadece ayıracağınız 1-2 saat ve küçük bir bütçe belki de başınıza gelebilecek çok çok önemli bir sorunu daha başında çözecek. Önemli sorun derken açıkçası KANSER'den bahsediyorum.
    Rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve meme kanserinden. Unutmayın ki tüm bu kanserler belirti vermeye, şikayete yol açmaya başladıklarında muhtemelen geç kalmış olabilirsiniz. ! Evet, kanserlerin önemli bir bölümü halen sadece erken teşhis sayesinde tedavi edilebilmekte. Geç kalındığında yani hastalık ilerlediğinde ise yapılacak tedavilerle belki yaşam süreniz biraz uzatılabilir ama malum sondan kaçamazsınız.

    Oysa ki muayene, ultrason ve basit bir smear testiyle (rahim ağzından fırçayla sürüntü alınması) bundan kaçınmak mümkün. Rahim ağzı kanseri yavaş gelişen bir kanser olup, saldırgan kanser olmadan uzun zaman önce smear testi ile bu hücresel değişimler tespit edilebilir. Smear testi rahim ağzı kanserine bağlı ölümleri azalttığı gösterilmiş olan basit ve etkili bir tarama testi. Bundan 20-25 yıl önce ABD'de genital kansere bağlı ölümlerde rahim ağzı kanseri birinci sırayı alırken smear testinin devlet politikaları ile teşvik edilmesi sonucu dördüncü sıraya düşmüştür.

    Ülkemizde smear taraması büyük ölçüde kadın doğum hekiminin yönlendirmesi, daha düşük oranda hastanın isteği ile yapılmaktadır. Şikayeti olmasa dahi rutin kontrole giden ve smear testi yaptıran kadınların oranı ne yazık ki halen olması gerekenden çok daha düşük. Cinsel yaşantısı başlamış olan her bayanın yılda bir kez smear testi yaptırmasında fayda var.

    Genç bayanlarda arka arkaya üç kez normal çıkarsa 2 yılda bir de yapılabilir. Rahim ağzı kanseri aşısı hakkında son yıllarda ilerlemeler kaydedilmiş olsa da bu konuda halen smear testi tüm diğer önlemlerin önünde değerini korumaktadır.
    Karında kocaman kitle olana kadar genellikle bulgu vermeyen yumurtalık kanserleri ise kadın genital kanserleri arasında en acımasız ve sinsi olanı..
    Doktorunuzun yapacağı bir ultrason muayenesi ile şüphelenilip istenecek ileri görüntüleme yöntemleri ve kan tahlilleriyle üzerine gidildiğinde ancak ortaya çıkarılabilir.

    Aynı şekilde meme kanserinin de kadınların korkulu rüyası ve önce giden ölüm sebeplerinden olduğunu bilerek jinekoloğunuzdan meme muayenesi de talep etmelisiniz. Kendi kendinizi düzenli olarak muayene ediyor olsanız da doktor muayenesinin ve gerekli görülürse istenebilecek olan ultrason veya mamografinin önemi büyük.
    Tüm kanserlerin son yıllarda gösterdiği artışı da düşünecek olursak yapılacak şey elimizden geldiği kadarıyla gerekli önlemleri almak.
    Sevgili bayanlar, hayat güzel.. neşeyle, sağlıkla, keyifle yaşamalısınız. "Uzun süre oldu galiba.." diyorsanız bugün jinekoloğunuzu aramayı ihmal etmeyin..
    Sağlıklı günler dileklerimle…
    Doç. Dr. Selman Laçin

    0 yorum

    Agrı kesici ilaçlar da agrı yapabilir

    Ağrı kesiciler, en sık kullanılan ilaçlar arasında bulunuyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı'ndan Prof. Dr. Aykan Canberk; konuyla ilgili açıklamalarda bulundu:

    Ağrı kecisi ilaçların kendileri de ağrı yapar; aspirine bağlı baş ağrısı çok bilinen bir olgudur. Sık sık ağrı kesici kullanan kişilerde; baş ağrıları, eklem ve sırt ağrıları artabilir. İlacın kendisi de ağrıya yol açabilir. Bu nedenle öncelikle ağrının sebebi saptanmalıdır.
    Mide ve karın ağrısı gibi rahatsızlıklar ayrı değerlendirilmelidir. Mide ağrısında ülser veya gastrit nedenine bağlı bir ağrı varsa, bu kişilerin aspirin veya parasetamol gibi ağrı kesiciler kullanması çok tehlikelidir. Mide kanamalarına yol açabilir. Ayrıca göğüs ağrısı da enfarktüs gibi bir nedene bağlı olabilir. Bu nedenle göğüs ağrısında ağrı kesici kullanmak doğru değildir.

    TOK KARNINA

    Diyabetik nevralji gibi sinir iltihaplanması varsa; ağrı kesicilerin vitamin ile birlikte alınması faydalıdır. Normal kişilerde böyle bir gereklilik yok.
    Ağrı kesici fayda etmezse, ikincisi en az bir saat sonra alınmalıdır.
    Ağrı kesiciler tok karnına alınmalı. Özellikle gastriti, ülseri, reflüsü olan kişiler buna dikkat etmeli.
    Ağrı kesiciler; mide ve bağırsak sisteminde bozukluklar oluşturabilir. Midede kanama, bulantı, kusma; ağrıya neden olduğu gibi, böbrek ve karaciğerde de hasar oluşturabilir. Ayrıca vücutta su ve tuz tutulmasına neden olur.
    Migren ağrısı olan kişi hemen ilaç alabilir. Hafif ağrılarda hemen ilaç kullanmamak gerekir. Bu kişiler akupunktur yönteminden faydalanabilir.

    HAMİLELER KULLANMAMALI

    Özellikle narkotik tipte olan ağrı kesiciler, doktora danışılmadan alınmaz. Aspirin bile alırken sormak gerekiyor. Kortizon benzeri etki gösteren ağrı kesici ilaçlar da kullanılmamalı.
    Hamileler ağrı kesici kullanamaz ama raporlara bakılarak karar verilebilir.
    2 yaşından küçük çocuklara ağrı kesici verilmemelidir.
    Komşu tavsiyesi ile ağrı kesici kullanırsanız; hipertansiyon, felç, kalp krizi, mide kanaması, döküntü gibi alerjik şok reaksiyonları gelişebilir. Mevcut bir karaciğer ve böbrek hastalığı olan kişilerde bunların kullanımı, hastalığı ağırlaştırabilir.
    Diyabetl hastaların aldığı ilaçlar, ağrı kesicilerle etkileşime girerek kan şekerini yükseltebiliyor. Kalp hastalarında da pıhtılaşmayı tetikler. Tansiyon yükselmesi ve kalp krizi gerçekleşebilir.
    Kadınların adet günlerinde ağrı kesici kullanmaması gerekiyor. Ağrılardan şikayetçi olanlar jinekoloğa başvurmalılar.

    MARKET İLACI MODASI VAR

    Ağrı kesicilerin reçetesiz satılması yanlış mı?Yanlıştır, satılmamalı.
    Marketlerde ağrı kesici satılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Genelde bu ağrı kesici ilaçların marketlerde satılması bilinçsiz ilaç kullanımını tetikler. Özellikle Avrupa ve Amerika'da daha modadır ve yanlıştır.

    GAZLI İÇECEKLERLE AĞRI KESİCİ ALINMAZ Ağrı kesicilerle birlikte alkol alınmamalı çünkü mide kanaması ve delinmesi ortaya çıkabilir. Ayrıca tansiyon yükselmesine, şeker düşmesine ya da yükselmesine sebep olur.
    Ağrı kesici ile birlikte kokain, esrar, eroin gibi uyuşturucuların kullanılması da çok sakıncalıdır. Bunun sonucunda kalp, damar ve beyin üzerinde istenmeyen etkiler ortaya çıkar.
    Ağrı kesicilerle kola, soda gibi gazlı içecekler içilmesi de sakıncalıdır. Asit içeren bu içecekler ilaçla alındığında; mide üzerine yapılan basın ve su tutulması artar.

    SADECE 3-4 GÜN KULLANMALISINIZ Sık ağrı kesici kullanmak mide ve bağırsak sistemine hasar verir. İlacın da etkisi giderek azalır.
    Bir ağrı kesicinin üçdört gün kullanılması makuldür. En fazla bir hafta kullanılmalıdır.
    İlaç etkili olmuyorsa; büyük ihtimalle sahtedir. Değilse mutlaka hastalık araştırılmalıdır.
    Ağrı kesicinin dozunu hekim belirler ama ağrı azalınca dozu indirmek hastanın elindedir.

    ANTİDEPRESANLA BİRLİKTE ALINMAZ Kanın pıhtılaşmasını bozan ilaçlar alınıyorsa; kanama eğilimi olur ve özellikle mide kanaması riski artar.
    Şeker düşürücü ilaç kullanan ya da diyabetliler kullanmamalı.
    Tansiyon ilaçlarıyla alınmamalı. Tansiyon ilaçları karaciğer, böbrek ve midede hasara neden oluyor. Ayrıca bu ilaçlar tansiyon ilaçlarının yararlı etkisini azaltır. Bu nedenle kan basıncı yükselebilir.
    Antdepresan kullananlar ağrı kesici almamalı. Kanama olabilir.

    0 yorum

    Sogan Suyunun Faydaları

    Dengeli ve saglıklı beslenmek için sogan suyunun hayatımızdaki önemi



    0 yorum

    Bas Agrısının Nedeni Kurtlarmı

    Başımızda meydana gelen agrıların asıl sebebi kurtlar olabilirmi



    0 yorum

    Enginarın Faydaları

    Enginar için efsane degere sahip bir gıda dersek yalan söylemiş olmayız. Bir kaç yılda yapılan bazı çalışmalarda enginarın insan saglıgı için büyük yarar sagladıgı kanıtlanmıştır. Özellikle ebeveynler tarafından bebeklere mutlak suret ile yedirilmesi gereken bu besin türü,büyüme ve gelişme için ideal bir sebze çeşididir. Enginarın bileşeninde bulunan antioksidanların faydası ile bedenimizde bulunan bir çok zararlı toksin maddeyi etkisiz hale getirmektedir. 

    Senede 1 defa 40 günlük enginar kürü yapan bireylere her gecen gün oldukça fazla rastlanıyor. 40 gün ard arda enginar tüketerek gerçekleştirilen enginar kürünün faydası ile vücudumuzda bulunan çok sayıda toksin bileşenini etkisiz hale getirerek aynı zamanda karacigeri daha saglıklı bir yapıya kavuşturur. Vücutta bulunan toksin maddeleri uzaklaştırmak için 40 gün ard arda enginar tüketimi ne kadar etkili bilinmez ama, son zamanlarda yapılan önemli bir arastırmanın sonucunda öne çıkan sonuçlar enginarın vücut için önemini güçlendiriyor.


    Yapılan çalışmalarda

    1-   Enginarın fazla düzeyde antioksidan madde içerdigi öne çıkıyor. Enginarın bileşeninde olan quersetin ve    rutin adlı antioksidanlar özellikle kansere karşı bedenimizi muhafaza ettigi gibi aynı zamanda ise kalp için'de yarar saglamaktadır

    2-   Enginar'ın kimyasında cyanic asit adlı madde kötü kolesterolü en düşük seviyeye indiriyor ve iyi kolesterolün salgılanması için vücudu besliyor.

    3-   Enginarda barındırılan fazla oranda lif yapısı kan şekerinin dengelemektdir. Şeker ile mücadele eden hastalar için zeytinyağlı veya et ile hazırlanmış enginar yemeği, gıda kalitesini oldukça güçlü bir hale getirmektedir.

    4-   Enginarın karaciğeri kuvvetlendirdigi düşüncesi, yapılan çalışmalarda da ön plana çıkıyor.

    Enginardan mutlak olarak en büyük faydayı görmek için; mevsimine göre ikindi yada akşam ögünlerinde sıklık ile tüketmeliyiz. Zeytinyağlı enginarın yanında özellikle havuç+ patates+ bezelye içeren gıdalar kalitesini ve tadını arttırır. Enginarın dış yüzeyini temizlemeden hazırlanan enginar dolması da geleneksel yemek klasiklerimizden birtanesidir. Enginarı özellikle salata şeklinde ögün aralarınızda tüketmeniz dengeli beslenme adına büyük fayda saglamaktadır.

    0 yorum

    Sok Durumunda İlk Yardım

    Hayati tehlike yaratan şok durumları, dolaşım yetmezliğinden ötürü ortaya çıkmaktadır. Dolaşım yetmezliği sonucunda, kan basıncı ciddi oranda düşer.
    Organlara giden kanda yüksek miktarda azalma olur. Şoka giren hastada, tansiyon düşer ve bilinç kaybı yaşanabilir. 

    Nabız hızlanır, nefes almada zorlanmalar başlar. Şok durumunu yaşayan kişi, aşırı derecede su ihtiyacı duyabilir. 
    Bununla beraber idrara çıkma sıklığı azalır. Dolaşım bozukluğu, beyni de etkilediğinden, taşkın davranışlar ve sürekli uykulu olma hali de gözlemlenebilir. Şok belirtilerinin tamamı bir arada görülmeyebilir.

    Yaralanmaların sebep olduğu kanamalar ve iç kanamalar, şoka sebep olabilir. Yanıkların oluştuğu kazalar sonucunda da, kişilerin şok yaşaması mümkündür. Şiddetli ishal durumlarının sebep olduğu yüksek miktarda su kaybı da sık rastlanan şok nedenlerinden biridir. Vücutta azalan su miktarı, kandan da azalır. Bu durumda kanın kıvamı koyulaşır ve miktar olarak azalma görülür. Şok durumunu yaşayan hastanın hiçbir şey yapmak için enerjisi kalmaz. Nabzı son derece hızlıdır, ancak zayıftır.

    Ani olarak karşılaşılan şok durumunda ilk yardım uygulamasında, amaç durumun daha da ağırlaşmasını önlemek olmalıdır. Şok durumundaki hasta, düz bir yüzeye yatırılmalıdır. Ardından bacaklarının her ikisi de, vücudun kalanından daha yukarıda duracak şekilde kaldırılmalı ve bu şekilde sabitlenmelidir. Bu işlem, kanın kalbe gidişini düzenler. Kan dolaşımı, ciddi oranda düzene girmeye başlar. 
    Hastanın üzerinde dar kıyafetler var ise, bunlar çıkarılmalıdır. Dar kıyafetler, dolaşımı olumsuz etkileyecektir. 
    Hastanın üşümemesi ve sıcak tutulması çok önemlidir. Ancak, sıcak tutulmasından anlaşılması gereken, vücudun normal ısıda sabitlenebilmesidir.

    Hastanın vücudu gereğinden fazla ısıya maruz bırakılmamalıdır. Çok sıcak bir vücut, hastanın damarlarını genişletir, dolaşım bozukluğu tetiklenir ve tansiyon da istenmeyecek oranda düşer. 

    Hastanın yaşadığı şoka sebep olan, bir kaza sonucu yaralanma ise, kanama hemen durdurulmalıdır. Hemen sağlık ekiplerine haber verilmelidir. Sağlık ekipleri beklenirken, hastaya ağız yolu ile sıvı takviyesi yapılmalıdır. En etkili sıvı takviyesi, 1 litre içme suyunun içine, 1 kaşık tuz eklenerek hastaya içirilmesidir. Şok durumlarında ilk yardım önemli olduğu kadar, hastanın en hızlı biçimde hastaneye yetiştirilmesi de hayati önem taşımaktadır. 

    0 yorum

    Hangi Corba Hangi Hastalıga İyi Geliyor

    Hastalara çorba içirme geleneği, aslında sağlam bir bilgiye dayanmaktadır. Sofraların vazgeçilmezi olan çorbalar, içlerinde birçok yararı da barındırıyor.Uzmanlar, hangi çorbanın hangi hastalığa iyi geldiği konusunda araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucunda, çorbaların birer şifa kaynağı olduğu belirlenmiştir.

    Tarhana çorbası, çok besleyici bir seçim olacaktır. Bu çorba, çok sayıda protein, vitamin ve mineral içermektedir. Sindirim sistemini zorlamaz. Bağırsakların düzenlenmesini sağlar. Diyabet ve yüksek tansiyon hastalarına önerilen tarhana çorbası, hasta kişilerin iyileşme sürecinde de büyük bir destekçi olmaktadır. Domatesin yararları herkesçe malumdur. Domates çorbası ise, kan basıncını azaltmasının yanında, kalori olarak düşük olmasından dolayı da tercih edilmektedir. Kansere karşı koruyucu olduğu tıbben ispatlanmıştır. Türk sofralarının en bilinen çorbası olan mercimek çorbası ise, kalp krizi riskini azaltmaktadır. Kan şekerini düşüreceğinden, diyabet hastaları için de tavsiye edilmektedir. Bağırsaklar üzerindeki olumlu etkileri de çok sayıdadır. Özellikle hemoroit hastalığında iyileşmeye destek sağlamaktadır. Demir eksikliği problemi yaşayanlar için de, mercimek çorbası iyi bir demir deposudur. Yüksek tansiyonu engeller ve kanser riskini de azaltır. 

    Vitamin ihtiyacı olanlar için, brokoli çorbası iyi bir seçenektir. A, C ve E vitaminlerini barındıran brokoli çorbası, bağışıklığı güçlendirerek, hastalıklara karşı korunma sağlar. Antibiyotik etkisiyle vücudu etkin biçimde koruduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, bağırsak, prostat ve meme kanserleri için sağlam bir koruma etkisi yaptığı ispatlanmıştır. Yayla çorbası, yüksek miktarda yoğurt içerdiğinden, en faydalı çorbalardan biridir.

    Kötü kolesterolün düşmesini sağlarken, iyi kolesterolü de yükseltir. Kilo almayı önler ve karnındaki yağlardan kurtulmak isteyenler için ideal bir çorbadır. İçinde bulunan yoğurt sayesinde, bağırsaklarda yaşayan mikropları öldürür ve ayrıca tüberküloz hastaları için de yararlıdır. Grip vakalarında önerilen çorba ise, tavuk çorbasıdır. Kolesterol içermez ve kalp krizi riskini azaltır. Mantar çorbası, yorgun bedene iyi gelmektedir.

    Kansızlığa karşı, içerdiği yüksek seviyede demirle etkili olur. Hazımsızlık sorunlarında, pirinç çorbası içmek iyi bir çözüm olacaktır. Ayrıca bu çorba, yüksek tansiyonu düşürmesi ile de bilinir. İshale karşı son derece etkilidir. Soğuk algınlığı durumlarında, ıspanak çorbası da tercih edilebilir. Üst solunum yolu rahatsızlıkları ve göğüs hastalıklarında son derece yararlıdır.
    Çorbaların, saymakla bitmeyen adeta ilaç gibi özellikleri bulunmaktadır. Bu yararlar, elbette evde hazırlanan çorbalarda yüksek orandadır. Hazır çorbalarda, birçok vitamin öldüğünden, aynı derecede yarar sağlamak pek mümkün olmayacaktır. Çorbalar her öğünde, yemeğe başlanırken mutlaka içilmelidir. Sindirimi kolaylaştırmalarının yanında, değişiklik gösteren önemli yararlara sahiptirler.

    0 yorum
     
    Support : Copyright © 2011. saglik8.blogspot.com - All Rights Reserved
    Kafes kuşu | Radyomevlana | Yiğit CAMCI